Bir Ölümsüz Eser: Elizabeth Gaskell - Kuzey ve Güney

By | 13:00 2 comments


Viktorya Dönemi edebiyatının en özgün kadın kahramanlarından Margaret Hale ile tanışmaya hazır mısınız? 





Not: 2. resim Duygu Keleş tasarımıdır. 







Kuzey ve Güney, döneminin en önemli sosyal eleştirilerinden ve en tutkulu aşk hikâyelerinden birini barındıran ve yazarı Elizabeth Gaskell’a o muhteşem ününü kazandıran bir yazınsal şölen… Margaret Hale, yaşamının baharında yer değiştirerek farklı bir yaşamın içine girmek zorunda kalan genç bir kız olarak, karşısına çıkan ve üstesinden gelmesi gereken sorunlara ürettiği çözümlerle, dönemin okurları üzerinde düşünsel bir devrim gerçekleştirmiş gerçek bir kahramandır.



“Bugün şahit olduğum bu büyük acılardan sonra, artık nasıl güzel elbiseler giyip bu şık eğlencelere katılmaya devam edebilirim ki?”



Margaret’ın babası ise kendi cemaatlerinin bir papazı olarak hayatında meydana gelen değişimler ve şahit olduğu korkunç acılardan sonra, neredeyse inancını kaybetmek noktasına gelen bir adam halini alır. Ama yaşamın onlara oynadığı oyun yeni başlamaktadır… 

Her şeyi değiştiren bir tanışma… Delicesine bir aşk… Yürek yakan sorgulamalar… Tadı damakta kalan bir edebiyat şaheseri…



Kuzey ve Güney, yazılışından 160 yıl sonra, nihayet Türkçede… Üstelik büyük yazar Charles Dickens’ın kendi yayınevinden yayınlamak için yaptığı değişiklik ve yazarın onayını da almış düzeltmelerle birlikte…



“Mary Barton ile Kuzey ve Güney… Şanslı olan okurun denk gelebileceği ve okuyanların asla bir daha eski kişiler olamayacakları iki büyük başucu kitabı…”
Virginia Woolf

“Kuzey ve Güney, gerçek bir başyapıt… Tüm Gaskell eserleri kadar ihtişamlı ama hepsinin arasında daima zirvede.”
Wilkie Collins

“İlk okuduğumda adı Margaret Hale idi. İçerdiği zıtlık, toplumsal derinlik yanında duygusal derinliği de düşünerek, kitabın adının Kuzey ve Güney olmasında ısrar ettim. Bu kitap sadece enfes bir anlatı değil, aynı zamanda insanları ve sorunları yüzleştiren bir metin. Okudukça, daha iyi anlaşılacağı konusunda inancım tam.”
Charles Dickens

Elizabeth Gaskell ve Başyapıt Romanları: Mary Barton ile Kuzey & Güney

Elizabeth Cleghorn Gaskell, 1810' da Chelsea'de doğmuş. On üç aylıkken annesini kaybetmiş ve teyzesinin yanında, Shakespeare'in memleketi Stratford-on-Avon'da büyümüş. On yedi yaşında babasının yanına dönmüşse de üvey annesi ile anlaşamadıklarından yirmi iki yaşına kadar huzurlu bir hayat yaşayamamış (bu izlenimlerini Eşler ve Kızlar adlı romanda kurgulaştırarak anlatmış olduğu belirtiliyor). Elizabeth, yirmi ki yaşında William Gaskell adlı bir papaz ile evlenir ve eşinin işi sayesinde toplumun farklı kesimlerini tanıma ve özellikle yoksulluğu görme şansı yakalar. Romanlarında özellikle Manchester'daki endüstri hayatı ve toplumunu yazmıştır (bu açıdan çağında çok eleştirilen ve dikkat çeken yazarlardan olmuştur, hatta Ruth adlı romanı sosyal sınırların dışına çıkmış, “düşmüş bir kadın” ile ilgili olduğu için sokakta yakılmıştır). Ayrıca bir de çok sevdiği arkadaşı olan Charlotte Brontë’un biyografisini kaleme almış.

Gaskell’in yazma serüveni şöyle başlamış: 1844'te —evlendikten on iki yıl sonra— Gaskell dört çocuk sahibi imiş: üç kızı varmış, bir de oğlu. Ancak oğlu doğduktan birkaç ay sonra ölmüş. Kederini unutmasına yardım eden bir tek şey varmış: yazı yazmak. Kocası, onun yazı yazmakla avunabileceğini görünce, roman yazması için teşvik etmiş. Elizabeth Gaskell ise uzun zamandan beridir tasarladığı konuyu kaleme almış ve Mary Barton işte böyle ortaya çıkmış. Mary Barton ilk çıktığı zaman Sir Walter Scott’ların, Charles Dickens’ların okuyucuları bu yeni “dâhi romancı”yı çok sevmişler. Yirmi yıllık yazı hayatında yazdığı altı roman (Mary Barton, North and South, Wives and Daughters, Cranford, Ruth, Cousin Phillis) Gaskell’i sadece çok sevdiğimiz İngiliz edebiyatının ölümsüzleri arasına koymakla kalmamış, aynı zamanda dünya edebiyatında yeni bir dönemin yolunu açmıştır; romantik çağın duygululuğunu gerçekçiliğin düşünceleri de etkileyen unsurlarıyla birleştirerek (Austen ve Bronte’lardan da daha ayakları yere basan bir roman anlayışına sahip) 20. yüzyıl edebiyatını etkilemiştir.




Gelelim Mary Barton’a: Mary Barton, Gaskell’in en iyi kitabı olarak kabul ediliyor. Roman Manchester’da sanayileşmenin tam gaz devam ettiği yerde geçiyor. Tarihi bir romanı okurken o dönemi düşünmemiz gerekiyor. Eğer Victoria Çağı’na ilişkin bir şeyler okumuş ya da izlemişseniz sanayi kentlerinin o zamanki durumlarını bilirsiniz: sisli havalar, işçiler, sendikalaşma, fabrikalar, bir yanda yoksul halk ve hastalıklar, diğer yanda fabrika sahibi işverenler ve sömürü. Mary Barton da işte böyle bir ortamda geçer. Mary genç yaşta annesini kaybetmiş, babası ile birlikte sıradan bir evde oturan ve kıt kanaat geçinen bir genç kızdır. Mary güzeldir, dolayısıyla fabrika sahibinin oğlu Harry Carson’ın dikkatini çeker. Mary ise küçüklüklerinden beridir onu seven basit işçi arkadaşı James Wilson’ın aşkından habersiz Harry Carson’ın zengin dünyasına kendini kaptırmıştır. Ancak arka arkaya olaylar patlar; Carson’ların fabrikasında yangın çıkar, James (Jem) Wilson, içerideki babasını gözünü bile kırpmadan alevlere dalarak kurtarır. Öyle sanıyorum ki Mary, Jem’i asıl burada fark etmişti: gözü pek ve cesur oluşu onu etkilemişti, üstelik Jem onurlu ve çalışkan bir gençti. Bundan sonra olan olaylar daha da ilginçtir, o bizim yumuşak Mary Barton gider, yerine cesur bir kız gelir. Sevdiğini kurtarmak için yapmayacağı şey olmayan bir kız. Ve sonu… yan karakterlerle çok büyük bir anlam kazanan bu romanın sonu Amerika’da sonlanıyor… ve tabii çoğumuzun sevdiği gibi mutlu sonla!
BBC yapımını ile North and South:


Margaret Hale: You are mistaken – you don’t know anything about the south! (Yanılıyorsunuz, güney hakkında hiçbir şey bilmiyorsunuz!)
John Thornton: I think that I might say that you do not know the north. (Sizin de kuzeyi bilmediğinizi söyleyebilirim sanırım.)

İşte aslında romanın özeti bu diyalogda saklı. Kuzey ve Güney… İkisi de birbirinden farklı iki dünya. Güney daha sakin, daha refah ve dinginlik içerisinde; Kuzey ise karanlık, kasvetli, makine sesleri ile dolu, telaşlı ve kasvetli bir yer. Yani aslında Margaret Hale’in, güneyden kuzeye göçmek zorunda kalan bir papaz kızının, gözünde öyle. Margaret’ın kuzeyi tanımlaması aslında romanın en can alıcı yerlerinden biri. Kuzeni Edith’e yeni gördüğü yeri (fabrikalar dönemin yeni popüler ürünü olan (ketenden ziyade) pamuklu tekstil ürünleri imal ederken her yer pamuk ile bembeyaz olurmuş, hatta bazı işçiler akciğerleri bu pamuklarla dolduğu için ölürlermiş) şöyle tanımlıyor mektubunda:
“Keşke sana ne kadar yalnız olduğumu anlatabilsem. Burasının ne kadar soğuk ve sert olduğunu. Her yerde bir çelişki ve cefa var. Tanrı'nın bu yeri unuttuğunu düşünüyorum. Sanırım cehennemi gördüm ve o beyaz, cehennem sevgili Edith, kar beyazı...”
En büyük aşklar nefretle başlar misali (biraz da Austen’in Gurur ve Önyargısı gibi) Margaret Hale ve fabrika sahibi John Thornton arasındaki çekişme ve çekilme bizi sürüklüyor kendileri ile. Margaret lafını sakınmayan güzel bir kız. John ise babasından yadigar fabrikayı ayakta tutmaya çalışan ve zaman zaman dönem patronları gibi zalim olabilen genç bir adam. Margaret sendikaya destek verirken, John, İrlanda’dan işçi getirmeyi tercih ediyor mesela… Hele aralarındaki büyük bir yanlış anlamaya rağmen John’un Margaret’ı koruması… Sonra John’un da aşkla birlikte daha merhametli bir adam olması… Bu roman zıtlıkların ve birbirini yargılamadan anlamanın romanı, bu roman işçilerin ve patronların birlikte daha iyi şeyler yapabileceklerinin kanıtı, bu roman dünya edebiyatında önemli bir yere sahip bir roman. 

Altın Bilek Yayınları'ndan çıkacak olan kitabı Şubat 2014 itibariyle tüm seçkin kitabevlerinden ve internetten sağlayabileceğiz, ve elbette ben de burada daha uzun bir yorumla kitabı şereflendireceğim. Darısı Anne Bronte’un ve daha bir sürü eserleri Türkçe’ye az çevrilmiş klasik yazarların başına diyorum…

2 yorum: Leave Your Comments

  1. Gözün aydın. = ) Bunu çok beklediğini biliyorum. Nihayet çıktı!

    Bunu üniversitede işlemiştik. O zamanlar öğrenciler kitabı daha iyi anlamak için dizisini de izliyordu. Ben de oturup izlemiştim ve gerçekten hoş bir diziydi. = ) Derste konuştuklarımızı düşünüyorum da... Margaret Hale baştan sonra feminist akımı temsil ediyor gibi görünen güçlü, bağımsız, zeki bir kadın ve o dönemde erkeklerin sohbetine dahil olmaları bile hoş görülmezken çatır çatır tartışmalara katılan biri. Fakat öğretmenimiz kitabın sonundan pek hoşlanmıyordu. Fazla spoiler vermeyeyim. = ) Herkese keyifli okumalar!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler :)

      Nihayet seneler sonra bu günleri de gördük ya...

      Evet, spoiler almayalım. Dizisi harika idi, eminim kitap daha güzeldir. Güçlü kadın karakterleri çok seviyorum.

      Sil