Bookowski etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bookowski etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
"Seviyorum, Sevmiyorum: Genç Yetişkin Kitapları"



Beş tanecik bloggercık toplandık ve Vampirella öncülüğünde ve Kitap İklimi'nden Pınar'ın hazırlamış olduğu bu tatlış görsel ile yeni bir etkinlik yapalım dedik. Genç Yetişkin romanlarına yönelik  "Seviyorum, Sevmiyorum: Genç Yetişkin Kitapları" başlığında sevip sevmediklerimizi yazdık. Hoş, bu türü çok okuduğumu söylemem ama okuduklarımdan yola çıkayım ben de dedim. Buyurunuz efendim:


SEVİYORUM: İçinde bulunan tatlı ilk aşk temasını seviyorum.
SEVMİYORUM: Genelde olan aşk üçgenlerini sevmiyorum.
SEVİYORUM: Güçlü kadın karakter varsa -Katniss gibi- seviyorum.
SEVMİYORUM: Zayıf kadın karakterlere ve aşırı saflara uyuz oluyorum.
SEVİYORUM: Güzel işlenen dostluk ilişkilerini seviyorum.
SEVMİYORUM: Ergen kafasını genelde sevmiyorum; çok alıngan, çok tripli oluyorlar. Biz de olduk oradan biliyorum :D (Kusura bakmayın genşler)
SEVİYORUM: Hayata dair farkındalık kazandıkları süreçten geçmelerini okumayı seviyorum. Güzel oluyor; ilk acılar, ilk fark edişler, ilk aşklar falan işte...
SEVMİYORUM: Bad boy olarak oluşturulan fazla kastırılan ergen karakterleri sevmiyorum. Hoş Adult romanlarında da bu karakterlere uyuz oluyorum. Duymadınız mı yazar kişiler: BRAIN IS THE NEW SEXY!



Diğer Katılımcıları Ziyaret Etmeyi Unutmayın ve İstiyorsanız Siz de Katılın!


Katılanlar:





Merhabalar, merhabalar,

Yüzyıl olmuş gibi sanki buraya post yazmayalı. Bu arada neler mi yaptım? Keşke deli gibi kitap okudum diyebiliseydim, hayır. Bol bol makale okudum, ödev yaptım ve çok çalıştım, çoook :)
Gerçekler acıdır!

Neyse, kısa bir post girmek istedim yeni tema ile ilgili. Aslında bir süredir bu tema ile devam ediyorum. Sadece bu postu yazmak için zaman bulamamıştım. Temamı sevdiniz umarım? Temanın mimarı Minik Bir Düş blogunun sahibi Canan'dır. Kendisine çok çok büyük öpücüklerimi gönderiyorum, bir kez daha buradan teşekkür ediyorum. Resmen bir peri gibi dokunup güzelleştirdi blogu. Bu halini daha çok sevdim :D

Sevgiler,
Kitaplarla kalın,

Bookowski



İki Kızın Kitaplığı tarafından ilk mimimi yemiş bulunmaktayım. 
M-İ-M-L-E-N-D-İ-M! OMG! 


Kendisine çok teşekkür ediyor, söz konusu mimin konusuna geçiyorum: Etkinlik toplam altı sorudan oluşuyor ve sorular "en"lerimiz ve "ilk"lerimizle ilgili:



1) İlk Hayranlığım: Sanırım ilk hayranlığım Dostoyevski'nin Suç ve Cezası. Okurken kapılıp gitmiş ve sürekli ne olacak diye merak etmiştim. Rus Edebiyatı'nın kasveti malumunuz, ancak büyük ustanın anlatımı öyle müthiş ki ben hiç sıkılmamıştım. Bir kere daha okumam farz oldu bana. 
2) Favori Serim: Seri konusuna gelince hep bunu örnek veririm ama öyle; Harry Potter Efsanesi :)
3) Favori Kitabım: All Time Fav dersem eğer Suç ve Ceza öne çıkar ama genel olarak tek bir favorim değil de birçok favorim var ve genellikle klasikler :)
4) Favori Erkek Karakterim: Austen'siz listem olamaz tabii ki, birçoklarının aksıne Darcy değil de Capt. Frederick Wenthworth diyorum. O çok naif, o çok tatlı ve o gerçek bir aşık.
5) Favori Bayan Karakterim: Burada Lizzy Bennet diyorum ve pek tabii ki Margarat Hale. İkisi de çok güçlü kadın karakterler.
6) Favori Okuma Saatim: Günün herhangi bir saatinin herhangi bir dakikası. Sadece isteyeyim yeter, hemen okumaya dalabilirim :)


Bundan sonra yapmam gereken tek şey 20 kişiyi etiketlemek. Yanlış duymadınız tam 20 kişi, mümkünü yok o kadar bulamam. Yine de elimden geleni yaptım :D



  1. Vampirella
  2. Kitapİklimi
  3. SaklamaKabı
  4. KitapAşkım
  5. RenkliKitap
  6. KristalKitap
  7. Kitaplarım&Ben
  8. NaylonSözler
  9. HundredBooksAYear
  10. MinikBirDüş




Bu yazımda yönümü kuzeye, soğuklara ve fiyordların olduğu diyarlara çevirmek istedim. Vikingler! Evet, bizim barbarlar olarak bildiğimiz bir zamanların yaşayan efsanevi (şimdilerde Vikings dizisi ile daha da meşhur olan) halkına dair bir konsept yazısı derleyeyim istedim. Hadi başlayalım:

Vikingler kimlerdir?

Vikingler veya Norslar, İskandinavyalı korsan ve tüccar kavim. Yılın büyük kısmını denizlerde geçirmiş olan savaşçı bir halktır. 8 - 11. yüzyıllar arasında kuzeybatı Avrupa'da birçok yeri fethetmişlerdir. Viking adı muhtemelen Eski Norsça vik (dere) sözcüğünden ya da Eski İngilizce wic (kamp) sözcüğünden türemiştir. Nors ise Eski Norsça noord (kuzey) sözcüğünden türemiştir. Erken dönem İskandinav dillerinde "vikingr"[sic] sözcüğü korsan anlamına gelir.

Varyaglar: İsveçli olan Varyaglar doğuya doğru yayılmış, 11. yüzyılda Karadeniz'e, hattâ İran'a kadar uzanmışlardı. Bunların çoğu Rusya'da, Novgorod ve Ukrayna'da ise Kiev'e yerleştiler, barışçı ticaret erbabı olarak ipek karşılığında kürk ve köle alışverişi yaptılar. Bunların içinden prens Ryurik Hanedanı Rusya'da 16. yüzyıla kadar hüküm sürdü.

Normanlar: Normanlar, Danimarka ve Norveç Vikinglerinin Fransa'nın Normandiya bölgesine yerleşmiş ve Fransızca dilini benimsemiş olan kısmıdır.

Danimarkalı ve Norveç'li olan Normanlar («kuzey adamları») batıya doğru denizleri fethe giriştiler. Usta gemici ve korkunç savaşçı olan bu insanlar İzlanda'yı, Grönland'ı ve Kanada kıyılarını ele geçirerek sömürgeleştirdiler. Pruvası ejderha başı biçiminde olan, yelkenle ve kürekle yol alan, dibi hemen hemen düz, uzun teknelerin üstünde Büyük Britanya'ya çıktılar, zengin manastırları yağmalayarak, ağır fidyeler alarak her yere korku ve dehşet saldılar. Aynı hızlı akın tekniği anakarada da uygulandı.

Sen Irmağı boyunca denizden yukarı çıkan Normanlar, biri 845'te, diğeri 885'te iki kere Paris'e saldırdılar. Luvar vadisi, Bordeaux, Toulouse, Lizbon, Sevilla, hattâ İtalya bile onların saldırısına uğradı (Robert Guiscard, 11. yüzyılda Sicilya'yı ele geçirecektir). 911 yılında Rollo, sonraları Normandiya adını alan bölgeye yerleşti ve yüz yıl kadar sonra buradan yola çıkan Fatih William İngiltere'nin fethine girişti.


Vikingler batıya doğru ilerlerken, kardeş millet kabul edilen, Bizans'ın batısını koruyan Varegler de doğuya doğru ilerlemişlerdir. 8. ile 11. yüzyıllar arasında Avrupa'da yaşanan bu döneme, tarihte "Viking Devri" denir. Şu anki İsveç, Norveç, Danimarka ,İzlanda, Faroe Adaları, İskoç halkı ve Rus halklarının bir kısmı Viking kökenlidir. Viking ve Frenk soyundan gelen Normanlar 11. yy.da Britanya'yı fethetmiş ve İngiltere'nin en güçlü hanedanı olmuşlardır. Norman fethi, Britanya'nın son fethidir.

Kültür: Vikingler cenaze törenlerini de ölülerini tahtadan ve içi toprakla doldurulmuş bir kayığa koyup yakarak gerçekleştirirlerdi.

Sanılanın aksine Vikingler başlarına boynuzlu ya da kanatlı kasklar takmamışlardır.Aslında Vikingler'in hemen hemen yarısı savaş meydanlarında kask bile takmamışlardır ve başları korumasız savaşmışlardır.Kask kullanan Vikingler ise muhtemelen rütbeli ve zengin olanlarıdır ve taktıkları kasklar herhangi bir ayırt edici özelliği olmayan kubbelli ve konik kasklardır.Bunların sayısı da oldukça sınırlı olduğundandır ki günümüze kadar ulaşabilen Viking kasklarının sayısı bir hayli azdır.


Şu son kısmı cidden bilgilerimizin yanlış yönlendirilebileceğini gösteriyor. BBC de bunu doğruluyor:  http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2014/03/140305_vikingler_pr.shtml




Haklarında çok detaylı bilgi bulamadığım Vikinglere ilişkin bir belgesel buldum ki işte bu faydalı dedim => The Vikings (Documentary on the Life, Culture, and Legacy of Vikings)  http://www.youtube.com/watch?v=9C9c_dEhzbE

Ben İngilizce bilmiyorum diyenler için Türkçe bir Nat-Geo belgeseli mevcut: http://www.sadecebelgesel.com/vikingler-kaybolus.html

Ayrıca bir de mini-series var:  




Gelelim Kitaplara:


1. Josef Nyary - Vikingler: Yeni Dünyanın Keşfi



Yurt Kitap Yayın / Tarihi Romanlar Dizisi: 740 s.,  2007

Vikingler çılgınca köpüren denizin azgın sularına odun talaşı gibi çaresizce savruuldular.
Parçalanan kalaslar, darmadağın olmuş kürekler ve kırılan yelken direğinin parçaları fırlatılan bir ok hızıyla adamların kafalarına ve vücutlarına çarpıyordu. Denizde boğulmadan önce bu darbelerle kendilerini yitirdiler. Thorbrand´ın oğlu Helge dehşetten gözlerini fal taşı gibi açmış, kabarcıklar çıkararak denizin dibinie çöküyordu...



2. Robert Leighton - Vikingler



Panama Yayıncılık / Roman Dizisi

Sigurd Erikson, yaz mevsiminin başında kralın vergilerini toplamak için kuzey Estonya'ya gitmişti. İşi onu zamanla Finlandiya Körfezi'nin üzerinde yer alan malum limana getirmişti.
Pazar yeri boyunca sürdükten sonra atından indi, önünde batmakta olan güneşin aydınlattığı denizin sakin dalgalarına doğru gözlerini çevirdi. Bir grup balıkçı teknesi akıntıyla birlikte kıyıya yanaşıyor, birkaç ticari gemi de kıyıda demir atmış bekliyordu.
Kıyının yakınlarında, rıhtım görevi gören, yontulmuş bir kaya yığınına demir atmış, ihtişamlı, uzun bir Viking gemisi güverte yelkenini açıyordu. Gemi boyunca sıralanmış beyaz kalkanları görünce gözleri parladı. Bu geminin, kendi vatanı Norveç yakınlarından geldiğini biliyordu. Fiyortların savaşçılarıyla sohbet etme fırsatı pek sık karşılaştığı bir durum sayılmazdı.
Geminin çevresinde gürültülü bir kalabalık toplanmıştı. Kalabalığa doğru ilerledi, aralarından birinin sergilediği başarının övünçle haykırıldığını duydu. Sigurd kalabalığa karıştı, borda iskelesine çıkmış, bıçakla jonglörlük yapan bir genç gözüne çarptı.
Sigurd, yanındaki tüccara sordu:
"Kimin oğlu?"
"Kimin oğlu olduğu beni ilgilendirmiyor," diye yanıtladı tüccar. "Viking soyundan olabilir; bir Viking'in ruhunu, kanında denizin tuzunu taşıyor. Aynı kanı taşımayan biri o çocuğu ehlileştiremez. Adına gelince, eğer gerçekten varsa tabii, sahibi ona Reasthrall diye sesleniyor."
"Onu satın alıp, Kraliçe Allogia'ya sunmak üzere Holmgard'a götürmek istiyorum," dedi Sigurd, henüz kim olduğunu ve tüm Norveç halkının kaderini değiştireceğini bilmediği genç köleyi izlerken.
(Tanıtım Bülteninden)



3. Kudret Emiroğlu - Vinland Sagaları



İmge Kitabevi / Mitoloji Dizisi

Bu kitapta biraraya getirilen iki ortaçağ İzlanda destanı keşifler tarihinin en büyüleyici öykülerinden birini anlatıyor. Vikinglerin, Cristoforo Colombo'dan beş yüzyıl önce, Amerika'yı bulup yerleşmesinin öyküsünü.Kızıl Eirik'in İzlanda'dan kovuluşu, Bjarni Herjolfsson'un fırtınanın önünde bilinmeyen bir ülkeye sürüklenişi, Eirik'in oğlu Leif'in yeni bulunan toprakları adlandırışı: Vinland, "Üzüm Ülkesi". Yeni bir yurdun doyumsuz güzellikleriyle ilk karşılaşmanın doyumsuz anlatımı.



4. Robert Leighton - Thor Şimşeği



Parola Yayınları / Edebiyat Dizisi: 224 s., 2014

"Bu Kral Olaf!" diye haykıran askerler, hemen küçük bir tekneye doluşarak denizdeki figürü kurtarmak üzere ilerlemeye başladılar. Fakat Uzun Yılan'ın güvertesinde kalan Einar Eindridson, gözlerini denizin üzerinden ayırmamıştı. Git gide azalmakta olan gün ışığının elverdiği kadarıyla, Kral Olaf'ın kalkanının denizde yüzüyor olduğunu fark etti. Kalkanın üzerindeki haç işareti göz kamaştıran bir şekilde parlıyordu. Bu sırada tekne de denizdeki yüzücünün yanına varmıştı. Fakat söylenenlere göre kurtarılan kişi Kral Olaf değil, Kolbiorn Stallare idi. Bu haber üzerine herkes gözlerini denizde yüzmekte olan kalkana çevirdi. Parlayan haç, dalgaların hareketiyle deniz üzerinde inip kalıyordu.

Bu gelişmeden sonra, kimse Kral Olaf'a ne olduğunu öğrenemedi. Fakat kralın akibetiyle ilgili etrafta dolaşan çeşitli rivayetler vardı. Bu rivayetler arasında en fazla inanılana göre, kral suya atladıktan sonra zırhını çıkartmış ve kalkanının altına sığınarak bir süre yüzmüştür. Deniz üzerinde bir süre bu şekilde ilerleyen Olaf, birkaç gün sonra da Roma'da bulunan bir köye ayak basmıştır. 

Herkes, içten içe bu söylentinin gerçek olmasını umuyordu. Bu umudun ayakta tuttuğu Norveç halkının çocukları büyüdü ve birer yetişkin oldu. Aradan uzun yıllar geçti... Fakat Muhteşem Olaf, Norveç'e bir daha ayak basmadı...
(Tanıtım Bülteninden)


5. Pierre Bauduin - Vikingler



Dost Kitabevi / Kültür Kitaplığı Dizisi: 144 s.,  2006


İskandinavya kökenli denizci kavimlerin dünya tark hinde yarattığı etki günümüzün kültürel ve sosyal coğrafyasını biçimleyen başat etmenlerden biri olarak gorulur avrupa'nın içlerine kadar ilerleyen bu fetihçi topluluklar geçtikleri hemen her yerde kendilerınden izler bırakan halklar olarak biliniyorlar. Vıkıngler'ın tarih sahnesinde üstlendikleri ağırlıklı ve kapsayıcı etkiyi değerlendiren bu çalışma, iskandınavya'daki ilk kentsel yerleşimlerden denizcilik alanındaki temel gelişmelere dek tarihin belirleyici bir kesitine ış1k tutan bir inceleme.


6. R. I. Page - İskandinav Mitleri (Phoenix / Mitoloji Dizisi)






Tanrıların ve tanrıçaların, erkek ve kadın kahramanların, canavarların ve devlerin, eğlendiren ve kimi zaman da dehşete düşüren efsaneleri, her ne kadar İskandinavlar kayda geçirememişlerse de, İskandinavya'da ayakta kalmayı ve günümüze ulaşmayı başarmıştır. Odin, Thor, Freyia, Loki, Volsung Sigurd, Gudrun ve Brynhild, öyküleri kayda geçirilebilmiş olan efsanevi karakterlerin en iyi bilinenleridir. 

Konu hakkındaki yetkisi ve bilgisiyle Profesör Page, İskandinav efsanelerini bize yeniden anlatmakta ve geleneklerinin ne kadar karmaşık ve bazen de tutarsız olduğunu göstermektedir. Bu antik mitler aracılığıyla, insanın yaratılışı ve dünyanın sonuna ilişkin olarak İskandinavların hayalinde neler canlandırdığını öğrenebilmekteyiz.

7. Ottilie A. Lilijencrantz - Kuzey Efsanesi Vikingler (Yeryüzü Yayınevi)



Güney Avrupalıların "Kuzeyliler" diye adlandırdıkları Norveç, İsveç ve Danimarka'nın sarı saçlı güçlü savaşçıları, 10. yüzyılda dünyaca tanınmaya başlandı. İzlanda ve Gröndland'ı sömürgeleştirdiler.

Yunanistan ve Afrika da bu sömürgeleştirmeden payını aldı. Viking Rollo soyundan gelenler, Normandiya Dükleri olarak Fransa'yı yönetiyorlardı ve Ethelred tarafından kötü yönetilen ve Danimarkalı korsanlar tarafından tehdit edilen Sakson İngiltere de çok hızlı ve emin adımlarla Kuzey yönetimi altına giriyordu. O zamanlar, Fransa'nın din adamları, dini yazılarına şu ibareyi eklemişlerdi: "Tanrım, sen bizi Kuzeylilerin şerrinden koru!"
(Arka kapak)


Dipnot: İstediğiniz bir konsept olursa bana iletin, o konu hakkında konsept bir yazı hazırlayayım.


DİĞER KONSEPT YAZILARIM:







Biliyorum kapak kötü ama bunun bir self pub. eseri olduğunu unutmayın. Ben SmashWords'den satın aldım ve okudum bitti.

Konu (İng.): Rome, 10BC. Manilus Dardanus, a new soldier from the provinces, applies for a military sponsorship with Cassius Valerian, the general of a small legion patrolling the northern frontier. Idealistic and naive, Dardanus has a lot to learn about the life he has chosen, and at first the brusque and reticent general seems the least willing candidate to teach him; but gradually a bond begins to form between this unlikely pair, one that neither could ever have imagined. 


Over the course of a blood-soaked summer in the wild, as Dardanus struggles with coming of age and Valerian wrestles the ghosts of his past, battles and betrayals on every side threaten to end that fragile bond—and possibly their lives.



Türkçe Yorum: M.Ö. 10 yılı, Roma. Dardanus adında 20 yaşında bir asker adayı büyük general Valerian'ın 24. Lejyon'una katılmak için onun bulunduğu yere gelir. Valerian gönülsüz de olsa Dardanus'un sponsoru (koruyucusu) olmuştur. Crassus Valerian 40 yaşında bir ordu generalidir ve karısı ile oğlunu yıllar evvel doğum sırasında kaybetmiştir. Valerian o zamandan bu yana yalnızdır. 

Dardanus ise kendi benliğini ve isteklerini henüz tam kavramamış bir genç adamdır. Ama Valerian'ı görünce yavaş yavaş kendi istekleri ona kendini hissettirmeye başlar. Dardanus sürekli kendini kanıtlama gayesi içerisindedir çünkü zayıf görünmek istemez. Zayıf olmak hem kendine hem ailesine hem de Valerian'a karşı mahcup olmak demektir ki zamanla içindeki asıl cesaret ve zeka ortaya çıkar.

Bir yandan iyi bir asker ve laticlavius (generalin sağ kolu) olmaya çalışırken bir yandan da duygularını serbest bırakacak ve Valerian ile aşk yaşamaya başlayacaktır.

Yazarında sondaki notunda bahsettiği gibi o zamanlar esas gerçek aşkın iki erkek arasında yaşanabileceği, çünkü erkek vücudunun güzelliğin en doruk noktası olduğuna inanıldığı söyleniliyor. Nitekim hikayede de buna vurgu var gibi hissediyoruz. 

Benim esas sevdiğim şey yazarın yarattığı kurgu ve karakterlerin sağlamlığı ile anlatışı. Savaş sahneleri mesela gerçekten çok güzel anlatılmıştı. Kendini zevkle okutmayı başarıyor. Allegiance adlı kitabı daha çok sevmiştim  ama bunu da cidden çok sevdim.

Puanım: 4 YILDIZ


Not: Eşcinsellik vardır, ona göre okumaya kalkınız. Dileyene epub dosyasını gönderebilirim. 




7 Blogger toplandık ve bir etkinlik yapalım dedik. Ne olsun ne olsun derken fikir çaktı: "Kitaplığımdaki En İlginç Kitap İsimleri".





ASTURYA GÜLÜ - INY LORENTZ

Iny Lorentz’in olmazsa olmazları entrika, macera ve erotizm, sekizinci yüzyıl Avrupası’na ışık tutan bu tarihî romanın her sayfasında okurun nefesini kesiyor…
Ortaçağ başlarında Asturya: Kont Roderich vaktiyle rakibini öldürmüş, onun kızı Maite’yi de esir almıştır. Küçük kız kaçmayı başarmış olsa da Kont’a ve onun kabilesine duyduğu kin hiç sönmez. Yıllar geçer, Maite günün birinde Roderich’in kızının evleneceğini öğrenir ve kurnazca bir plan hazırlar. Planı önceleri tutmasına tutar, ne var ki Maite aşkı hesaba katmamıştır…
Maite, esiriyle birlikte kaçar, iki genç kız büyük tehlikelerle burun buruna gelir. İki cesur Frank savaşçının yetişmesiyle son anda ölümden dönerler ama başlarına gelecek daha çok macera vardır. Bu maceralar, iki ezeli düşmanı gitgide birbirlerine kenetlemektedir…
Hiçbir şekilde benzeşmeyen bu iki genç kadın, düşlerini kurdukları mutluluğu bulabilecek midir?
Iny Lorentz imzalı Asturya Gülü, aşk, iktidar savaşı ve entrika unsurlarını başarıyla kurgulayarak okuyucuyu sekizinci yüzyıla taşıyor.



Özgün Adı: Die Rose von Asturien
Çeviri: Regaip Minareci
Tür:Edebiyat Roman
Sayfa: 672
Satış ve Ön Satış Sevk Tarihi: 22 Temmuz 2014



Çok merak ettim, konu beni yanıltmıyorsa eğer lezbiyen bir aşkı okuyacakmışız gibi geliyor ve bu gerçekten çok güzel bir haber. Zira hep söylerim, heteroseksüel baskın edebiyat dünyasına da son verilmesi gerekiyor. Eğer bu bir LGBT kitabı ise Pegasus Yayınları'nı takdir ettim ;)
Heather Domin - Allegiance: A Dublin Novella (TKKB)





Mayıs'ın sonundan beridir doğru düzgün bir okuma yapamamıştım. M&M Romance ve Tarihi Kurgu türünü birleştiren bir kitap okumak istedim ve ilk olarak The Actor and The Earl'e başladım. Kurgu falan o kadar saçma ve basit geldi ki bıraktım. Daha sonra ise GR'te bunu gördüm. Tanıtım çok ilgi çekici idi, SmashWords'ten indirip (free bu arada) okumaya başladım.

Öncelikle Irlanda İç Savaşı ile ilgili kısa bir bilgi vereyim:  Irlandalı Cumhuriyet yanlıları ile Irlandalı Birlik yanlıları (İngiltere yanlıları da diyebiliriz) arasında 1922-1923 arasında gerçekleşen ve İrlanda Bağımsızlık Savaşı olarak da adlandırılan çok kanlı bir savaştır. Four Courts adlı bölgede önemli çatışmalar yaşanır. 




İngiltere de pek tabii ki ülkeye ajanlarını sokmuştur. Yaklaşık olarak 4000 kişinin öldüğü yazıyor ilgili kaynaklarda. Michael Collins ve Eamon de Valera başı çeker.


Hikayeye gelecek olursam eğer; 

Yıl: 1922

Dublin gergin.
Bir şeyler olacak çok belli.
İrlandalılar kızgın.
Özellikle de genç erkekler.
Allegience diye bir grup var, IRA için bazı gizli işleri yapıyorlar. 
İngiltere tarafından görevlendirilen William Young, Dublin'e gelerek bu grubu gözlemlemek ile yükümlü. 
William, kendine yeni bir hayat kurmak için Dublin'e gelmiş  sıradan bir İskoç (ona Prod diyorlar ilk başta) olarak Gerald ve kızı Mary'nin barında çalışmaya başlar. 
Kısa sürede bütün grubun güvenini kazanır ve tabii ki Allegiance'in da (Shane Kelly dışında). Bu grupta bir de Adam Elliott adında bir de genç İrlandalı vardır. Her şey sakin giderken  William ile Adam hiç ummadıkları şekilde yakınlaşırlar. Aralarındaki çekim büyür büyür ve bir ihtiyaca ve ardından aşka dönüşür. 

Willam'in geçmişi, Adam'in vatan sevgisi, Allegiance, İrlanda, IRA ve İngiltere'yi barındıran çok değişkenli denklemde AŞK kendine nasıl bir yol bulacaktır? 




Resim temsilidir.


Çok çok sevdim. Kesinlikle iyi yazılmış ve kurgulanmış güzel bir hikaye idi. Kötü son da olabilirdi açıkçası ama öyle olmadığına sevindim. Keşke çevrilmesi söz konusu olsa.




"Tarihi Kurgu Kitaplığım" başlığın altında yayınlayacağım bölümün ikinci yayını ile karşınızdayım. En son yaptığım alışverişte dört tarihi kurgu kitabı vardı. 





Aralarında okuduklarınız var mı? 
Özellikle Beowulf'u çok merak ediyorum bakalım Caitlin R. Kiernan güzel yazmış mı? 
Onun dışında Thorvald Steen de bu kitabı ile gözüme çarpan bir yazar olmuştu. Diğer iki kitap da okuma listemde idi. D&R indirimi ile aldım, güzel oldu :)







Ne zamandır konsept yazısı yazmamıştım, bir anda inanılmaz bir istek duydum ve oturup bir konu belirledim. Aslında başka bir konuyu ele alacaktım ama vazgeçtim ve son zamanlarda merak saldığım "Cadı Avı" konusunu yapmaya karar verdim. Aşağıda belirtilen kitaplar tamamen geçmişte geçen kurgu kitaplar değildir. Bir kısmı farklı farklı zamanlarda geçen ama Cadı Avı temasına sahip olan kitaplardır; özellikle de Salem Cadı Avı olaylarını.



Kısa Bir Bilgi: Cadı avı Batı dünyasında klasik dönemini erken modern dönemde (1480-1750) yaşamıştır. Bu süreçte 40.000-60.000 arası kişinin cadılık suçlamasıyla idam edildiği tahmin edilmektedir.
Batıda cadı avı Kitabı Mukaddes'in Mısır'dan Çıkış bölümündeki bir ayete dayandırılıyordu. Mısır'dan Çıkış 22. bölüm 18. ayet "Bir cadının yaşamasına müsamaha göstermeyeceksin." şeklindedir.
Cadılık ilk olarak İngiltere'de 1736 tarihinde suç olmaktan çıkarıldı. Cadılık Kanununda yapılan değişiklikle -cadı olmak yerine- cadı olduğunu iddia etmek; büyü yapabildiğini, kayıp eşyaları bulacağını vs. iddia etmek suç haline getirildi. Bunu diğer Avrupa devletleri takip ettiler.

Ayrıca Salem Cadı Mahkemeleri konusu ile ilgili olarak şunlar belirtilmiştirMassachusetts'e bağlı Essex, Suffolk ve Middlesex kontluklarında Şubat 1692 ile Mayıs 1693 arasında gerçekleştirilen ve sonrasında cadılık ile suçlanan bir grup insan için sulh yargıçları tarafından yönetilen yerel mahkeme duruşmaları ile devam eden dinletilere denir.
Duruşmalar sırasında birçok kişi yetkililer tarafından aranmamasına rağmen suçlanmış, 150'den fazla insan tutuklanmış ve hapse atılmıştır. Duruşmalara bakan iki mahkeme, 29 kişiyi suçlu bulmuş ve cadılıktan ölüme mahkûm etmiştir. Suçlananlardan on dokuzu, on dört kadın ve beş erkek, asılmıştır. Suçlananlardan bir adam yalvarmayı reddettiğinden dolayı ağır kayalar altında sıkıştırılarak idam edilmiştir. En azından suçlananlardan beş kişi ise hapishanede ölmüştür.


Ortaçağ'da Cadı Avı ile ilgili Kitaplar:

1. Kathleen Kent - Kafirin Kızı





Martha Carrier, Salem'de bir cadı olarak suçlanan ve asılan ilk kadınlardan biridir. Aynı annesi gibi, genç Sarah Carrier de zeki ve inatçıdır. İçinde yaşadıkları dünyanın acımasızlığına karşı durmaktadır. Çoğunlukla birbirileri ile kavgalı olan ailede, anne ve kızı öfkeli mahkemelere ve neredeyse iki yüzden fazla insanın cadılıkla suçlanarak işkence görmesine ve hapsedilmesine yol açan cadı avına karşı birlikte durmaktadır. İşte bu Martha'nın cesur direncinin ve nihai ölümünün hikayesidir. Bu hikaye, hayatta kalan kızı, Sarah tarafından anlatılmaktadır. Yetenekli bir tarihçinin titizliğiyle zenginleştirilmiş, muhteşem bir hikayecinin kelimeleri ile dizilmiş ve büyüleyici bir kalemle yazılmış olan Kafirin Kızı, cadılıkla yargılanan Martha Carrier'in kızı Sarah Carrier'in hayatına dair birinci elden bir şaheser.





2. Celia Rees - Cadı Kız





"Adım Mary. Ben bir cadıyım. En azından bazılarına göre. Sokakta tıslayarak bana ‘Şeytanın Tohumu' ya da ‘Cadı Kız' diyorlar..."

Boston, Massachusetts, 2000 : Antika bir yorgan temizlenmek için açıldığında, 1650'li yıllarda yaşamış olan Mary adındaki 14 yaşındaki bir kızın güncesinin sayfalarının içine dikili olduğu ortaya çıkar. Bir araştırmacı bunları tarih sırasına koyar, noktalama işaretlerini, yazılışları düzeltir ve yayıma sunar... İngiltere'nin bir köyü, 1659: Mary ormanın ucundaki bir kulübede ninesi, kedisi ve tavşanıyla birlikte yaşamaktadır. Annesiyle babasının kim olduğunu bilmez, ninesi ona "Elf Kralı'nın ve Elf Kraliçesi'nin kızı" olduğunu söyler. Mary'nin hayatı, ninesinin cadı olma suçundan idam edilmesiyle altüst olur. Nereye saklanıp, nasıl hayatta kalacağını merak ederken, ninesini tanıyan ve seven esrarengiz bir kadın kaçmasına yardımcı olur ve Mary böylelikle kendini Yeni Dünya'ya giden bir grup Püritenin arasında bulur. Ancak batıl inançlar, kuşkuculuk ve şüphe onu okyanusun öteki ucuna kadar takip eder... Beulah, Amerika kıtası, 1660: Püritenlerin "Tanrı'nın Gelini" olarak adlandırdığı Beulah'ta bir cadıya ait izler bulunur. Biri ormanda çıplak dolaşmakta, ruh çağırmakta, hayvanlarla konuşup, ağaçları istedikleri gibi bükmekte ve diğer insanlara büyü yapmaktadır. Gözler, cemaate yeni katılmış, yabancı bir kıza çevrilir... 

İşte böyle başlıyor 1650'li yıllarda yaşayan 14 yaşındaki bir kızın, yüzyıllar boyunca gizli kalmış güncesi. Mary, tanıdığı tek akrabası olan ninesinin cadı olma suçuyla idam edilişine tanık oluyor ve ninesinden öğrendiği becerilerin kendi başına da bela olabileceğini anlıyor. Neyse ki, ninesini tanıyan esrarengiz bir kadın kaçmasına yardım ediyor da Mary, Yeni Dünya'ya giden bir grup Püriten'in arasına katılıyor. Ancak okyanusu aşıp Amerika'ya vardığında yine batıl inançların hedefi oluveriyor. Kızcağız acaba ninesinin başına gelenlerden kaçmayı başarabilecek mi?

Kadınların, yaşları kaç olursa olsun tehdit olarak algılandığı bir yüzyılda yaşayan bir kızın (yoksa cadının mı desek?) hayatını konu edinen bu heyecan ve gerilim dolu roman okurlarını ilk sayfasından itibaren büyüleyecek!

3. Devin O'Branagan - Cadı Avı



Leigh, bir Hawthorne olan Craig ile evlendiğinde bu ailenin büyük bir sırrı olduğunu biliyordu; ancak kocasına güvendi ve hiç soru sormadı. Oğlu hayaller görmeye, kızı da tuhaf beceriler geliştirmeye başladığında bile. Leigh'in kayınpederi ile kayınbiraderi trajik bir şekilde hayatlarını kaybedince tüm aile kendilerini Hawthorne malikanesinde… ve korkunç bir cadı avının ortasında bulur. Hawthorne ailesinin tüm geçmişiyle yüzleşince Leigh'in tüm dünyası başına yıkılır. Üstelik şimdi, çıldırmış bir vaiz ve onun başlattığı cadı avı sebebiyle herkesin hayatı tehlikededir. Aksiyon, aşk, büyü ve tarihle yoğurulmuş bu hikaye ile Devin O'Branagan, okuru zamanda yolculuğa çıkarıyor ve ünlü Salem cadı davalarına kadar götürüyor. Cadı Avı, her şeyin sonu gelmiş gibi görünen en zor zamanlarda bile bir çıkış yolunun mutlaka olması gerektiğini hatırlatıyor.


4. Katherine Howe - Galeyan



Roman, 1600 yılların sonlarındaki Salem’de ve 1991 yılında geçiyor. Salemli bir ailenin şifacı kadınlarının nesilden nesile, eklemeler yapılarak gelen şifa/büyü kitabının 1991 yılına kadar uzanan hikayesi. 1681 yılında Deliverance Dane, Salem’de şifacı bir kadındır. Bir akşam hasta bir kıza bakmaya gider ve kızı kurtaramaz.  Birkaç ay sonra sonra Salem’de Cadı Mahkemeleri patlak verir ve Deliverance’a cadılık suçlaması yöneltilir. Connie, Harvard Üniversitesi’nde doktora öğrencisidir. Tezini yazmak üzereyken, annesinin isteği üzerine büyükannesinin evini satış için düzenlemeye gider. Bu sırada evde sıra dışı olaylar meydana gelirken,  rüyalarında Cadı Mahkemeleri’ni görmeye başlar. Evde İncil’in içine saklanmış anahtarla birlikte bir isim bulur; “Deliverance Dane”. Deliverance Dane’e ilişkin kişisel merakı zamanla, yeni tez konusu haline gelir ve Deliverance Dane’in büyü kitabını bularak, akademik kariyerine etkileyici bir başlangıç yapmak ister. Galeyan, günümüzde çok popüler olan cadı hikayelerini bambaşka bir boyuta götüren, fantastik başlığı altına sokulamayacak bir kitap. Salem Cadı Mahkemeleri’ni son derece ilgi çekici bir şekilde anlatarak, günümüzle çok iyi harmanlanmış bir roman.

5. Arthur Miller - Cadı Kazanı



1692 yılında ABD'nin Salem kentinde cadılıkla suçlanan bir grup insan, mahkeme kararıyla idam edilir. Cadı Kazanı, zulmün ve şiddetin doruğa çıktığı bu dönemi anlatır. Anlatılanlar, özgür düşünceye yaşama hakkı tanımayan birtakım bağnaz Hıristiyan'ın, dini inançları kullanarak, toplumsal düzeni ve hukuku ele geçirmelerinin ibret dolu hikâyesidir. Arthur Miller (1915-2005), insanlık tarihinin gördüğü bu en korkunç ve unutulmaz olayı sahneye taşıyarak, 1950'lerin ABD'sinde, çok sayıda sanatçı ve entellektüelin yaşamlarım karartan McCarthy dönemine kalıcı ve çarpıcı bir eleştiri yöneltmek istemiştir.


6. Jessica Spotswood - Chatham Cadısı Günlükleri 1&2: Günahkar Doğan & Lanetli Yıldız

gunahkar-dogan-jessica-spotswood

lanetli-yildiz-chatham-cadisi-gunlukleri-2-jessica-spotswood


Günahkar Doğan: Bir lütuf ile kutsanmış... Bir sır ile lanetlenmiş.

Herkes Cate Cahill ile kız kardeşlerinin tuhaf olduğu konusunda hemfikir. Fazla güzel, fazla münzevi ve fazla eğitimliler. Oysa kimsenin bilmediği şey, gerçeğin bundan da beter olduğu; onlar birer cadı. Ve eğer sırları Cemiyet'teki rahipler tarafından keşfedilirse bu onlar için akıl hastanesi, yüzer hapishane veya erken yaşta mezar anlamına geliyor.

Annesi ölmeden önce Cate kız kardeşlerini koruyacağına dair ona söz vermiştir. Ancak rahibelik veya evlilik arasında seçim yapmasına altı ay varken bu sözünü tutması hiç de kolay değildir. Özellikle de annesinin günlüğünü okuyup ailesinin yıkımına yol açabilecek bir sırrı keşfettikten sonra… Onları kaderlerine götürecek alternatif yollar bulmak için her şeyi göze alan Cate, yasaklı kitapları karıştırmaya ve asi ruhlu yeni arkadaşlar edinmeye başlar. Bir yandan da çay davetleri, şaşırtıcı evlilik teklifleri ve ona hiç de uygun olmayan Finn Belastra ile yasak bir aşk arasında ne yapacağını şaşırmıştır.

Eğer annesinin yazdıkları doğruysa Cahill kızları güvende değildir. Kendilerini rahiplerden, rahibelerden, hatta birbirlerinden bile sakınmaları gerekecektir.



Lanetli Yıldız: Rahipler Cemiyeti, cadılara hiç olmadığı kadar eziyet ederken, ikiye bölünmüş Rahibeler Cemiyeti ise Cate'in kehanet edilmiş güçlerine bir an önce kavuşmasına ihtiyaç duymaktadır. Cate'in arkadaşı Sachi büyü yapmaktan dolayı tutuklandığında, savaşa susamış rahibelerden biri ona cevapları bulması için yardım teklifi sunar, tabii eğer Cate sevdiği herkesi tehlikeye atmaya gönüllüyse...

Cate bir silah olarak kullanılmak ve aynı zamanda da arkadaşları ile Finn'i, Rahibeler Cemiyeti'nin planlarına alet etmek istememektedir. Ama Maura ve Tess Rahibeler Cemiyeti'ne katıldıklarında, Maura cadıları zafere ulaştırabilmek pahasına her şeyi yapabileceğini açıkça kanıtlar. Bu, zarar verecek olan bir fedakârlık olsa bile. Bu, Cate'i yıkmak anlamına gelse bile. Tüm yollar savaşı işaret etse bile.

Günahkâr Doğan'ın devamı niteliğinde merakla beklenen Chatham Cadısı Günlükleri, Cate, Maura ve Tess'in aşkı bulmaya, ailelerini korumaya çalıştıkları ve New England'ın süregelen tarihindeki tüm engellere karşı büyü güçlerini keşfettikleri bir macera ile devam ediyor.
(Tanıtım Bülteninden)



Son olarak henüz çevrilmemiş ama çok sevgili yazarım Elizabeth Gaskell tarafından yazılmış Lois, The Witch adlı kitabı eklemek istiyorum:



Set against the backdrop of the Salem witch hunts, Elizabeth Gaskell’s somber novella reveals much about the complicity of mankind. Recently orphaned, Lois is forced to leave the English parsonage that had been her home and sail to America. A God-fearing and honest girl, she has little to concern her in this new life. Yet as she joins her distant family, she finds jealousy and dissension are rife, and her cousins quick to point the finger at the “imposter.” With the whole of Salem gripped by a fear of the supernatural, it seems her new home is where she is in most danger. Lonely and afraid, the words of an old curse return to haunt her. 

Kaynak kitap: 



Sizin bildiğiniz kitaplar varsa lütfen yazmaktan çekinmeyin.

Kitaplarla kalın...