TKKB etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TKKB etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster



İki Kızın Kitaplığı tarafından ilk mimimi yemiş bulunmaktayım. 
M-İ-M-L-E-N-D-İ-M! OMG! 


Kendisine çok teşekkür ediyor, söz konusu mimin konusuna geçiyorum: Etkinlik toplam altı sorudan oluşuyor ve sorular "en"lerimiz ve "ilk"lerimizle ilgili:



1) İlk Hayranlığım: Sanırım ilk hayranlığım Dostoyevski'nin Suç ve Cezası. Okurken kapılıp gitmiş ve sürekli ne olacak diye merak etmiştim. Rus Edebiyatı'nın kasveti malumunuz, ancak büyük ustanın anlatımı öyle müthiş ki ben hiç sıkılmamıştım. Bir kere daha okumam farz oldu bana. 
2) Favori Serim: Seri konusuna gelince hep bunu örnek veririm ama öyle; Harry Potter Efsanesi :)
3) Favori Kitabım: All Time Fav dersem eğer Suç ve Ceza öne çıkar ama genel olarak tek bir favorim değil de birçok favorim var ve genellikle klasikler :)
4) Favori Erkek Karakterim: Austen'siz listem olamaz tabii ki, birçoklarının aksıne Darcy değil de Capt. Frederick Wenthworth diyorum. O çok naif, o çok tatlı ve o gerçek bir aşık.
5) Favori Bayan Karakterim: Burada Lizzy Bennet diyorum ve pek tabii ki Margarat Hale. İkisi de çok güçlü kadın karakterler.
6) Favori Okuma Saatim: Günün herhangi bir saatinin herhangi bir dakikası. Sadece isteyeyim yeter, hemen okumaya dalabilirim :)


Bundan sonra yapmam gereken tek şey 20 kişiyi etiketlemek. Yanlış duymadınız tam 20 kişi, mümkünü yok o kadar bulamam. Yine de elimden geleni yaptım :D



  1. Vampirella
  2. Kitapİklimi
  3. SaklamaKabı
  4. KitapAşkım
  5. RenkliKitap
  6. KristalKitap
  7. Kitaplarım&Ben
  8. NaylonSözler
  9. HundredBooksAYear
  10. MinikBirDüş







ASTURYA GÜLÜ - INY LORENTZ

Iny Lorentz’in olmazsa olmazları entrika, macera ve erotizm, sekizinci yüzyıl Avrupası’na ışık tutan bu tarihî romanın her sayfasında okurun nefesini kesiyor…
Ortaçağ başlarında Asturya: Kont Roderich vaktiyle rakibini öldürmüş, onun kızı Maite’yi de esir almıştır. Küçük kız kaçmayı başarmış olsa da Kont’a ve onun kabilesine duyduğu kin hiç sönmez. Yıllar geçer, Maite günün birinde Roderich’in kızının evleneceğini öğrenir ve kurnazca bir plan hazırlar. Planı önceleri tutmasına tutar, ne var ki Maite aşkı hesaba katmamıştır…
Maite, esiriyle birlikte kaçar, iki genç kız büyük tehlikelerle burun buruna gelir. İki cesur Frank savaşçının yetişmesiyle son anda ölümden dönerler ama başlarına gelecek daha çok macera vardır. Bu maceralar, iki ezeli düşmanı gitgide birbirlerine kenetlemektedir…
Hiçbir şekilde benzeşmeyen bu iki genç kadın, düşlerini kurdukları mutluluğu bulabilecek midir?
Iny Lorentz imzalı Asturya Gülü, aşk, iktidar savaşı ve entrika unsurlarını başarıyla kurgulayarak okuyucuyu sekizinci yüzyıla taşıyor.



Özgün Adı: Die Rose von Asturien
Çeviri: Regaip Minareci
Tür:Edebiyat Roman
Sayfa: 672
Satış ve Ön Satış Sevk Tarihi: 22 Temmuz 2014



Çok merak ettim, konu beni yanıltmıyorsa eğer lezbiyen bir aşkı okuyacakmışız gibi geliyor ve bu gerçekten çok güzel bir haber. Zira hep söylerim, heteroseksüel baskın edebiyat dünyasına da son verilmesi gerekiyor. Eğer bu bir LGBT kitabı ise Pegasus Yayınları'nı takdir ettim ;)


"Tarihi Kurgu Kitaplığım" başlığın altında yayınlayacağım bölümün ikinci yayını ile karşınızdayım. En son yaptığım alışverişte dört tarihi kurgu kitabı vardı. 





Aralarında okuduklarınız var mı? 
Özellikle Beowulf'u çok merak ediyorum bakalım Caitlin R. Kiernan güzel yazmış mı? 
Onun dışında Thorvald Steen de bu kitabı ile gözüme çarpan bir yazar olmuştu. Diğer iki kitap da okuma listemde idi. D&R indirimi ile aldım, güzel oldu :)





Merhabalar herkese, uzunca bir ara oldu değil mi?

Bu aralar fazla kitap okuyamadım; hem benim yoğunluğum hem de gelişen olaylar hasebiyle.

Öncelikle bu bloga pek uygun olmayacak bir yazı olabilir ama yazamadan da duramadım.

Malum Gezi Olayları'nın yıl dönümü yaklaşıyor.

301 insanımızı kaybettik Soma'da. Geçen gün de bir inşaat işçisi hayatını kaybetti iş başında. Ne söylesek boş, önlemler alınmadıkça, savsaklandıkça bu böyle devam eder maalesef.

Hala değişmeyen statik sistemin parçasıyız ve çarklar bizi de ezmek için tüm gücünü kullanıyor.

Okuyan insanlar olarak bir şeyleri -belki de sadece kendi içimizde- değiştirebilme gücünü kendimizde bulabiliriz diyoruz.

Değiştirebiliyor muyuz? Bilmiyorum. En azından ben kendi adıma çabaladığımı söyleyebilirim.

Her gün şu başlıkta yazdığım "Süregelen Hayat Çırpınışları ve Diğer Şeyler"le boğuşuyoruz çoğumuz. Kimimiz kat be kat fazla.

Bohem olmak istemediğim zamanlardan birindeyim ama elden ne gelir. 

Yine de hayat devam ediyor, paylaşımlarım devam edecek. 

Yaz geldi, belki birçoğumuz bunun sevincinde az da olsa. Havalar sıcak, günlük güneşlik falan. Ya mevsimlik işçiler? Onların durumu içler acısı. Hele kadınlar... 

Dileğim bir an önce "ülkecek" ve özünde "bireysel" olarak toparlanmamız.

İlk önce "İnsan Hak ve Özgürlükleri" bildirgesini özümseyerek başlayabiliriz mesela. 

Her şeyin "para" denilen o kutsal yaratım (!) olmadığını idrak ederiz belki.

Ya da insanların "eşit" olduğunu, kimseyi benliğinden dolayı yargılamamız gerektiğini anlarız, ha?

Belki de rüya görüyorum, bazı siyasi yorumları okuduğumda dehşete düştüğüm anlar oluyor.

Neden bu yazıyı yazdım onu da bilmiyorum ama inandığım beş değer ile hayatın daha anlamlı olduğunu söylemek istedim sadece: Barış, Özgürlük, Eşitlik, Adalet ve Koşulsuz Sevgi.

Hepimiz çırpınıyoruz bu hayatın içinde ayakta kalabilmek için, bunu yaparken de bu beş değere sahip olmak inanın bu hayatı daha yaşanılabilir kılıyor. Ama bencil bir bakışla değil, evrensel bir bakışla savunmak gerekiyor.

Türk, Kürt, İngiliz, Alman, Müslüman, Ateist, Yahudi, Heteroseksüel, Biseksüel vs. fark etmiyor.

Sadece milyarlarca insan olduğunu bilin ve herkesin aynı koşullarda yaşama hakkı olduğu gerçeğini göz ardı etmeyin yeter.

Nacizane...

Sadece bir yazı, içimden dökülen...

Hümanist saçmalaması olarak görüp görmemek size kalmış.

Dipnot: Her bireyin düşündüklerini sokağa çıkarak söyleme hakkı da dikkate alınarak Gezi Olayları'nın yıldönümünde kötü şeylerin yaşanmaması dileklerimle, provakasyona da prim verilmemeli tabi.

Şu birkaç ayda yüzlerce insan kaybettik, acımız büyük, daha da artmasın.


Sevgiler,
Em


Sevgili Vampirella, Kitap İklimi'nden Pınar ve ben 2014 için bir ilk etkinlik başlatalım dedik.

Aşağıda 3 blogger olarak belirlediğimiz eğlenceli soruları ve benim cevaplarımı bulabilirsiniz. Siz de katılmak isterseniz, konuyu blogunuzda işleyebilir ya da linklere tıklayarak blogları ziyaret edebilir, cevaplarını görebilirsiniz. Ben çok eğlendim, umarım siz de eğlenirsiniz :)


Görsel için Pınar'a çok teşekkürler, sizce de çok sevimli değil mi? :))



1. En son hangi kitaba 5 üzerinden 5 puan verdin? 
Carol Rifka Brunt’ın Martı Yayınevi’nden çıkan Kurtlara Söyle Eve Döndüm adlı kitabına 5 yıldız verdim. Bir coming of age (büyüme) romanı. Young adult kategorisinde ve içinde LGBT bireylere yer veriyor; içinde aşk var, fedakarlık var, şefkat var, önyargıları yıkma var. Çok sevmiştim. Yazar’a da bu beğeni mi dile getirince (GoodReads üzerinden mesaj atmıştım) çok mütevazi bir şekilde teşekkürlerini dile getirdi ve 2. kitabını yazmakta olduğunu söyledi.

2. En son hangi kitaba 5 üzerinden 1 puan verdin?
Andrea Camilleri’nin At Hamlesi adlı kitabıydı. Yarısına bile gelemeden sıkıldım. Çünkü konunun işlenmesini çok sıkıcı buldum, anlatım sürükleyici değildi ve araya da tam 40 sayfa! sıkıcı yazışmalar girdiğini görünce daha da dayanamadım.

            3.  Alışveriş listende hangi kitaplar var?
          Çok kitap var ama kesin alacaklarım arasında Elizabeth Gaskell’in Kuzey ve Güney’i,                  Peter Hobbs’un Kayıp Zamanlar’ı, Dan Simmons’un Kabus’u var.

4. Yılın ilk gününden bu yana kaç kitap okudun?
15 kitap okumuşum. Bir tanesi kendi hikayem [Okumak isterseniz tıklayın, Vampirella’dan 5 puan aldım ;)] ve diğer biri de Gökçe Doğan’ın Wattpad’de yayınladığı Johanna Mason adlı fanfiction hikayesi, tavsiye ederim, çok başarılı buldum.

5. Kitaplığında uzun süredir okunmayı bekleyen o kitabın adı ne?
Charlotte Bronte’un Villette adlı kitabı. Kabul ediyorum, bir klasik sever olarak hemen okumalıyım. Bu yıl içerisinde yorumumu buradan okuyabilirsiniz.          



1.  En son okuduğun kitapta en sevdiğin karakter kimdi? 
 Stefan Zweig'ın Satranç adlı kitabında çok karakter yoktu, olan karakterlerden birini seçmek gerekirse Dr. B. diyorum. 

2. Şu anda okuduğun kitabı tarif eden 3 özel kelime nedir? 
         Kuzgun, Garip, Gizemli (Lynn Cullen’dan Mrs. Poe adlı romanı okuyorum, yorum burada           olacak yine)

3. Şu anda okuduğun kitabın ilk cümlesi nedir?
Kötü haber verildiğinde benim konumumdaki birçok kadın bulunduğu yerdeki koltuğun üzerine yığılırken ellerindeki çay bardakları kayıp halıya düşer, saçları güzelce iğnelerinden çıkarak omuzlarına dökülür ve kombinezonlarının içine sığamaz olurlar. Ben onlardan biri değilim. (Lynn Cullen, Mrs. Poe’dan)

4. En son okuduğun kitabı kitap kahramanlarından birine hediye edecek olsan kime ederdin?
Stefan Zweig’ın Satranç adlı kitabını At Hamlesi'ndeki Müfettiş Giovanni'ye verirdim. İkisi de hamle üzerine kurulu iki çok farklı hikaye :)

5. Şu anda okuduğun kitabı sen yazacak olsan ona ne eklemek isterdin?
Mrs. Poe adlı kitabı birincil tekil şahıs ile değil de Tanrısal bir anlatım ile yazardım. Böylece Edgar Allan Poe’ya daha çok yer verme şansım olurdu. Frances Osgood’u okumak güzel ama Poe söz konusu! J


1. Kitaplığında en çok bulunan tür?
Tabii ki Tarihi Kurgu. Bir gün hepsinin fotoğrafını yayınlasam birçoğunuz Aman Tanrım! diyebilir sanırım. 

2. Kütüphaneden ya da birinden en son ödünç aldığın kitap?
Andrea Camilleri, At Hamlesi. Onu da sevemedim L            

3. Tavsiye bir kitap istesem?
Carol Rifka Brunt, Kurtlara Söyle Eve Döndüm son zamanlarda okuduklarımdan bir tavsiyem. Onun dışında George Orwell’in 1984’ünü okuyun, okutun efendim.

4. En son hediye ettiğin kitap?
Fedailerin Kalesi Alamut adlı kitabı kardeşime hediye ettim ama ben de okuyacağım ;)

5. Sonunu  beğenmediğin bir kitap?
F. Scott Fitzgerald’ın Muhteşem Gatsby’sini kitap olarak sevdim ama sonunu sevmedim L Spoiler olmasın diye söyleyemiyorum ama öyle son olmamalıydı bence.



"Her kim ki çalışamaz duruma gele,
Eşeğe bindirilip köyüne gönderile."





Sayfa Sayısı: 276
Yayın Tarihi: Nisan 2010



Metin Köse, 1960 Devrek doğumlu. İlk, orta ve lise öğrenimini Kozlu’da tamamladı. Fırat Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümü mezunu. Çeşitli radyo kanallarında ve TRT-2 televizyonunda ekonomi programları hazırlayıp sundu. Sevgi Öyküleri ve Gülümse adlı şiir albümleri, Bizim Devrek, Emeğin Kenti Zonguldak, Kervan adlı romanları ve Panta Rei-Eleni’ye Mektuplar adlı bir deneme kitabı olan Köse, Mesnevi’yi de sesli kitap haline getirmiştir.



GoodReads'te çok az kişinin okumuş olduğunu görerek şaşırdım bu kitabı. Nedenine gelince Kelebeğin Rüyası ile gündeme gelen II. Mükellefiyet'i merak edenlerin bu kitabı da merak edip okuyacaklarını ya da en azından okuma listelerine alacaklarını düşünmem. Bir tek Konserve Ruhlar blogunun sahibi yorumlamış, şu anda da ben yorumluyorum. 

Kitap ile ilgili olumsuz bulduğum yönleri sıralayayım ilk olarak: Eski Türkçe olduğu için okuması zor, anlatım daha betimleyici, diyaloglar daha yan cümlecikli olabilirdi. Bunlar okuma sürecimi negatif bir biçimde etkiledi. Bunun dışında edisyon vb. her şey yerli yerindeydi, biçimsel olarak iyiydi yani.

Gelelim kitap ile ilgili olumlu yönlere: Birincisi, tarihimizdeki önemli bir konu hakkında ciddi bilgi ediniyoruz. Benim daha önce hiç duymadığım -Kelebeğin Rüyasını da izlemediğim için henüz- bir konu hakkında resmen aydınlandım diyebilirim. İkincisi, konu gerçekten çok dişe dokunur, çok hüzünlü, çok zor okunan ama bir o kadar insanı okumak için teşvik eden bir konu. İnsanı derinden etkiliyor. 

Gelin ilk önce mükellefiyet neymiş onu bir öğrenelim: 1860'lı yıllarda Osmanlı'nın zor dönemlerinde kömüre ihtiyaç duyulur. Ne yapsak ne etsek denir ve bir sivri zekalı Mükellefiyet'i ortaya atar, kabul edilir. Köylüler belli aralıklarda madenlerde devlet için çalışacaktır, köylü dediklerim de 13 yaşından büyük erkekler ha yanlış anlaşılmasın. Ama zamanla bu öyle büyük bir sömürüye, insafsızlığa sahne olacaktır ki köylülere "Allahım yok musun?" dedirtecektir. Üstelik eşkıyalar bir yandan, görevini kötüye kullanan jandarmalar bir yandan Kozlu'daki ve diğer yerlerdeki zavallı köylü halk yüzlerce insanını kaybeder, kimi yaralanır, kimi hasta düşer. Hatta kitapta bir de ismi Yaşar diye bir kadın bile Mükellefiyet'e alınıyor, şaka gibi. Gerçek olmuş mudur bilinmez, amma ve lakin ben bu kitabı okurken çok üzüldüm, çok sinirlendim ve çok etkilendim.

Yazar sonunda bize diyorki; şimdi bile gidip köylüye Mükellefiyet deseniz köylü hemen ah çeker, Ah Kellefiyet der ve anlatmaya başlar zulümleri.

Bu kitabı uzun bir süreçte okudum ama hiç bir zaman bırakayım demedim, aksine konu beni müthiş etkiledi, sadece anlatım  ciddi anlamda zorladı. O da benim Türk ve Osmanlı Edebiyatı'na olan uzaklığım nedeniyle oldu. Yazarın II. Mükellefiyet'i anlattığı Göl Dağı adlı kitabını da okuyacağım, kendisine teşekkür ediyorum bu güzel kitap için.

Kitaba puanım 4 YILDIZ. Okuyun, okutun, ki tarihimizdeki bir kara lekeyi daha hafızalarımıza kazıyalım...