Tarihi Kurgu Kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tarihi Kurgu Kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster


Bu yazımda yönümü kuzeye, soğuklara ve fiyordların olduğu diyarlara çevirmek istedim. Vikingler! Evet, bizim barbarlar olarak bildiğimiz bir zamanların yaşayan efsanevi (şimdilerde Vikings dizisi ile daha da meşhur olan) halkına dair bir konsept yazısı derleyeyim istedim. Hadi başlayalım:

Vikingler kimlerdir?

Vikingler veya Norslar, İskandinavyalı korsan ve tüccar kavim. Yılın büyük kısmını denizlerde geçirmiş olan savaşçı bir halktır. 8 - 11. yüzyıllar arasında kuzeybatı Avrupa'da birçok yeri fethetmişlerdir. Viking adı muhtemelen Eski Norsça vik (dere) sözcüğünden ya da Eski İngilizce wic (kamp) sözcüğünden türemiştir. Nors ise Eski Norsça noord (kuzey) sözcüğünden türemiştir. Erken dönem İskandinav dillerinde "vikingr"[sic] sözcüğü korsan anlamına gelir.

Varyaglar: İsveçli olan Varyaglar doğuya doğru yayılmış, 11. yüzyılda Karadeniz'e, hattâ İran'a kadar uzanmışlardı. Bunların çoğu Rusya'da, Novgorod ve Ukrayna'da ise Kiev'e yerleştiler, barışçı ticaret erbabı olarak ipek karşılığında kürk ve köle alışverişi yaptılar. Bunların içinden prens Ryurik Hanedanı Rusya'da 16. yüzyıla kadar hüküm sürdü.

Normanlar: Normanlar, Danimarka ve Norveç Vikinglerinin Fransa'nın Normandiya bölgesine yerleşmiş ve Fransızca dilini benimsemiş olan kısmıdır.

Danimarkalı ve Norveç'li olan Normanlar («kuzey adamları») batıya doğru denizleri fethe giriştiler. Usta gemici ve korkunç savaşçı olan bu insanlar İzlanda'yı, Grönland'ı ve Kanada kıyılarını ele geçirerek sömürgeleştirdiler. Pruvası ejderha başı biçiminde olan, yelkenle ve kürekle yol alan, dibi hemen hemen düz, uzun teknelerin üstünde Büyük Britanya'ya çıktılar, zengin manastırları yağmalayarak, ağır fidyeler alarak her yere korku ve dehşet saldılar. Aynı hızlı akın tekniği anakarada da uygulandı.

Sen Irmağı boyunca denizden yukarı çıkan Normanlar, biri 845'te, diğeri 885'te iki kere Paris'e saldırdılar. Luvar vadisi, Bordeaux, Toulouse, Lizbon, Sevilla, hattâ İtalya bile onların saldırısına uğradı (Robert Guiscard, 11. yüzyılda Sicilya'yı ele geçirecektir). 911 yılında Rollo, sonraları Normandiya adını alan bölgeye yerleşti ve yüz yıl kadar sonra buradan yola çıkan Fatih William İngiltere'nin fethine girişti.


Vikingler batıya doğru ilerlerken, kardeş millet kabul edilen, Bizans'ın batısını koruyan Varegler de doğuya doğru ilerlemişlerdir. 8. ile 11. yüzyıllar arasında Avrupa'da yaşanan bu döneme, tarihte "Viking Devri" denir. Şu anki İsveç, Norveç, Danimarka ,İzlanda, Faroe Adaları, İskoç halkı ve Rus halklarının bir kısmı Viking kökenlidir. Viking ve Frenk soyundan gelen Normanlar 11. yy.da Britanya'yı fethetmiş ve İngiltere'nin en güçlü hanedanı olmuşlardır. Norman fethi, Britanya'nın son fethidir.

Kültür: Vikingler cenaze törenlerini de ölülerini tahtadan ve içi toprakla doldurulmuş bir kayığa koyup yakarak gerçekleştirirlerdi.

Sanılanın aksine Vikingler başlarına boynuzlu ya da kanatlı kasklar takmamışlardır.Aslında Vikingler'in hemen hemen yarısı savaş meydanlarında kask bile takmamışlardır ve başları korumasız savaşmışlardır.Kask kullanan Vikingler ise muhtemelen rütbeli ve zengin olanlarıdır ve taktıkları kasklar herhangi bir ayırt edici özelliği olmayan kubbelli ve konik kasklardır.Bunların sayısı da oldukça sınırlı olduğundandır ki günümüze kadar ulaşabilen Viking kasklarının sayısı bir hayli azdır.


Şu son kısmı cidden bilgilerimizin yanlış yönlendirilebileceğini gösteriyor. BBC de bunu doğruluyor:  http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2014/03/140305_vikingler_pr.shtml




Haklarında çok detaylı bilgi bulamadığım Vikinglere ilişkin bir belgesel buldum ki işte bu faydalı dedim => The Vikings (Documentary on the Life, Culture, and Legacy of Vikings)  http://www.youtube.com/watch?v=9C9c_dEhzbE

Ben İngilizce bilmiyorum diyenler için Türkçe bir Nat-Geo belgeseli mevcut: http://www.sadecebelgesel.com/vikingler-kaybolus.html

Ayrıca bir de mini-series var:  




Gelelim Kitaplara:


1. Josef Nyary - Vikingler: Yeni Dünyanın Keşfi



Yurt Kitap Yayın / Tarihi Romanlar Dizisi: 740 s.,  2007

Vikingler çılgınca köpüren denizin azgın sularına odun talaşı gibi çaresizce savruuldular.
Parçalanan kalaslar, darmadağın olmuş kürekler ve kırılan yelken direğinin parçaları fırlatılan bir ok hızıyla adamların kafalarına ve vücutlarına çarpıyordu. Denizde boğulmadan önce bu darbelerle kendilerini yitirdiler. Thorbrand´ın oğlu Helge dehşetten gözlerini fal taşı gibi açmış, kabarcıklar çıkararak denizin dibinie çöküyordu...



2. Robert Leighton - Vikingler



Panama Yayıncılık / Roman Dizisi

Sigurd Erikson, yaz mevsiminin başında kralın vergilerini toplamak için kuzey Estonya'ya gitmişti. İşi onu zamanla Finlandiya Körfezi'nin üzerinde yer alan malum limana getirmişti.
Pazar yeri boyunca sürdükten sonra atından indi, önünde batmakta olan güneşin aydınlattığı denizin sakin dalgalarına doğru gözlerini çevirdi. Bir grup balıkçı teknesi akıntıyla birlikte kıyıya yanaşıyor, birkaç ticari gemi de kıyıda demir atmış bekliyordu.
Kıyının yakınlarında, rıhtım görevi gören, yontulmuş bir kaya yığınına demir atmış, ihtişamlı, uzun bir Viking gemisi güverte yelkenini açıyordu. Gemi boyunca sıralanmış beyaz kalkanları görünce gözleri parladı. Bu geminin, kendi vatanı Norveç yakınlarından geldiğini biliyordu. Fiyortların savaşçılarıyla sohbet etme fırsatı pek sık karşılaştığı bir durum sayılmazdı.
Geminin çevresinde gürültülü bir kalabalık toplanmıştı. Kalabalığa doğru ilerledi, aralarından birinin sergilediği başarının övünçle haykırıldığını duydu. Sigurd kalabalığa karıştı, borda iskelesine çıkmış, bıçakla jonglörlük yapan bir genç gözüne çarptı.
Sigurd, yanındaki tüccara sordu:
"Kimin oğlu?"
"Kimin oğlu olduğu beni ilgilendirmiyor," diye yanıtladı tüccar. "Viking soyundan olabilir; bir Viking'in ruhunu, kanında denizin tuzunu taşıyor. Aynı kanı taşımayan biri o çocuğu ehlileştiremez. Adına gelince, eğer gerçekten varsa tabii, sahibi ona Reasthrall diye sesleniyor."
"Onu satın alıp, Kraliçe Allogia'ya sunmak üzere Holmgard'a götürmek istiyorum," dedi Sigurd, henüz kim olduğunu ve tüm Norveç halkının kaderini değiştireceğini bilmediği genç köleyi izlerken.
(Tanıtım Bülteninden)



3. Kudret Emiroğlu - Vinland Sagaları



İmge Kitabevi / Mitoloji Dizisi

Bu kitapta biraraya getirilen iki ortaçağ İzlanda destanı keşifler tarihinin en büyüleyici öykülerinden birini anlatıyor. Vikinglerin, Cristoforo Colombo'dan beş yüzyıl önce, Amerika'yı bulup yerleşmesinin öyküsünü.Kızıl Eirik'in İzlanda'dan kovuluşu, Bjarni Herjolfsson'un fırtınanın önünde bilinmeyen bir ülkeye sürüklenişi, Eirik'in oğlu Leif'in yeni bulunan toprakları adlandırışı: Vinland, "Üzüm Ülkesi". Yeni bir yurdun doyumsuz güzellikleriyle ilk karşılaşmanın doyumsuz anlatımı.



4. Robert Leighton - Thor Şimşeği



Parola Yayınları / Edebiyat Dizisi: 224 s., 2014

"Bu Kral Olaf!" diye haykıran askerler, hemen küçük bir tekneye doluşarak denizdeki figürü kurtarmak üzere ilerlemeye başladılar. Fakat Uzun Yılan'ın güvertesinde kalan Einar Eindridson, gözlerini denizin üzerinden ayırmamıştı. Git gide azalmakta olan gün ışığının elverdiği kadarıyla, Kral Olaf'ın kalkanının denizde yüzüyor olduğunu fark etti. Kalkanın üzerindeki haç işareti göz kamaştıran bir şekilde parlıyordu. Bu sırada tekne de denizdeki yüzücünün yanına varmıştı. Fakat söylenenlere göre kurtarılan kişi Kral Olaf değil, Kolbiorn Stallare idi. Bu haber üzerine herkes gözlerini denizde yüzmekte olan kalkana çevirdi. Parlayan haç, dalgaların hareketiyle deniz üzerinde inip kalıyordu.

Bu gelişmeden sonra, kimse Kral Olaf'a ne olduğunu öğrenemedi. Fakat kralın akibetiyle ilgili etrafta dolaşan çeşitli rivayetler vardı. Bu rivayetler arasında en fazla inanılana göre, kral suya atladıktan sonra zırhını çıkartmış ve kalkanının altına sığınarak bir süre yüzmüştür. Deniz üzerinde bir süre bu şekilde ilerleyen Olaf, birkaç gün sonra da Roma'da bulunan bir köye ayak basmıştır. 

Herkes, içten içe bu söylentinin gerçek olmasını umuyordu. Bu umudun ayakta tuttuğu Norveç halkının çocukları büyüdü ve birer yetişkin oldu. Aradan uzun yıllar geçti... Fakat Muhteşem Olaf, Norveç'e bir daha ayak basmadı...
(Tanıtım Bülteninden)


5. Pierre Bauduin - Vikingler



Dost Kitabevi / Kültür Kitaplığı Dizisi: 144 s.,  2006


İskandinavya kökenli denizci kavimlerin dünya tark hinde yarattığı etki günümüzün kültürel ve sosyal coğrafyasını biçimleyen başat etmenlerden biri olarak gorulur avrupa'nın içlerine kadar ilerleyen bu fetihçi topluluklar geçtikleri hemen her yerde kendilerınden izler bırakan halklar olarak biliniyorlar. Vıkıngler'ın tarih sahnesinde üstlendikleri ağırlıklı ve kapsayıcı etkiyi değerlendiren bu çalışma, iskandınavya'daki ilk kentsel yerleşimlerden denizcilik alanındaki temel gelişmelere dek tarihin belirleyici bir kesitine ış1k tutan bir inceleme.


6. R. I. Page - İskandinav Mitleri (Phoenix / Mitoloji Dizisi)






Tanrıların ve tanrıçaların, erkek ve kadın kahramanların, canavarların ve devlerin, eğlendiren ve kimi zaman da dehşete düşüren efsaneleri, her ne kadar İskandinavlar kayda geçirememişlerse de, İskandinavya'da ayakta kalmayı ve günümüze ulaşmayı başarmıştır. Odin, Thor, Freyia, Loki, Volsung Sigurd, Gudrun ve Brynhild, öyküleri kayda geçirilebilmiş olan efsanevi karakterlerin en iyi bilinenleridir. 

Konu hakkındaki yetkisi ve bilgisiyle Profesör Page, İskandinav efsanelerini bize yeniden anlatmakta ve geleneklerinin ne kadar karmaşık ve bazen de tutarsız olduğunu göstermektedir. Bu antik mitler aracılığıyla, insanın yaratılışı ve dünyanın sonuna ilişkin olarak İskandinavların hayalinde neler canlandırdığını öğrenebilmekteyiz.

7. Ottilie A. Lilijencrantz - Kuzey Efsanesi Vikingler (Yeryüzü Yayınevi)



Güney Avrupalıların "Kuzeyliler" diye adlandırdıkları Norveç, İsveç ve Danimarka'nın sarı saçlı güçlü savaşçıları, 10. yüzyılda dünyaca tanınmaya başlandı. İzlanda ve Gröndland'ı sömürgeleştirdiler.

Yunanistan ve Afrika da bu sömürgeleştirmeden payını aldı. Viking Rollo soyundan gelenler, Normandiya Dükleri olarak Fransa'yı yönetiyorlardı ve Ethelred tarafından kötü yönetilen ve Danimarkalı korsanlar tarafından tehdit edilen Sakson İngiltere de çok hızlı ve emin adımlarla Kuzey yönetimi altına giriyordu. O zamanlar, Fransa'nın din adamları, dini yazılarına şu ibareyi eklemişlerdi: "Tanrım, sen bizi Kuzeylilerin şerrinden koru!"
(Arka kapak)


Dipnot: İstediğiniz bir konsept olursa bana iletin, o konu hakkında konsept bir yazı hazırlayayım.


DİĞER KONSEPT YAZILARIM:








Yazar: Bruce Chatwin
Sayfa Sayısı: 136
Basım Yılı: 2011 
Yayınevi: YKY Yayınevi    
Orjinal Adı: Viceroy of Ouidah
GoodReads Puanı: 3,60


 Genç ve yoksul Brezilyalı Manoel da Silva, 1800'lerin başında Afrika'nın "köle sahilindeki" Dahomey adlı krallığa gitmek üzere denize açıldı. Köle ticaretinden servet kazanmayı kafasına koymuştu. Azminden ve iradesinden başka hiçbir silahı olmayan genç adam Dahomey'de zengin, güçlü ve önemli bir kişi haline gelmeyi başardı. Ruh hali cıva gibi değişken deli Kral'a kendini sevdirerek köle ticareti tekelini ele geçirdi. Sayısız kadınla birlikte olup yüzlerce yıl yaşayacak melez bir hanedan kurdu. Ancak kaderini teslim ettiği uğursuz mesleğin, hayallerindeki gibi zengin, saygın ve muzaffer biri olarak Brezilya'ya dönmesinin önündeki en büyük engel olduğunu bilemezdi.

*** Filmi de bulunmaktadır.

 Cobra Verde







Öncelikle sizi blogumdaki yeni yazımı okumaya davet edeyim; eğerki kölelik konusu ilginizi çekiyorsa tabi: http://bookowski101.blogspot.com.tr/2014/01/bookowski-tkk-konsept-kolelik.html

Kitaba gelecek olursam eğer, kitap öyküleme tekniği ile yazılmış bir kitap. Yani diyalog çok az. Tanıtımda da belirtildiği üzere " her satırından renkler, kokular ve sesler fışkırıyor" gerçekten de. 

Yazar köle taciri Felix de Souza'nın hayatından ilham alarak yazmış bu kitabı. Romanın kahramanı Francisco Manoel da Silva, aslında Felix de Souza'yı yansıtıyor. 

Felix de Souza hakkında detaylı bilgi için: http://en.wikipedia.org/wiki/Francisco_F%C3%A9lix_de_Sousa7




Kendisi "En Büyük Köle Taciri" olarak biliniyormuş. Dahomey'deki köleleri pazarlaması ve kocaman bir harem kurarak en az 80 çocuğa sahip olması ile gelen bir ün bu. 


Yorumum: Kitaptaki karakterimiz Dom Fransisco da işte aynen bunları yaptı: Kötü bir çocukluğun ardından bir hırsla bu işe atıldı ve çok başarılı oldu. Sayısız kadın ile birlikte olup bir hanedan kurdu. Ve en nihayetinde her insan gibi bu dünyadan göçtü.

Kitap kolay ilerlemiyor, bu yönden sıkıntı çektim. Bir de kısa öykü olsa belki daha etkili olabilirdi; ancak bu tarz bir kitaba bence öyküleme değil de klasik günlük ya da tanrısal anlatımlı bir kurgu kitap daha çok yakışabilirdi. Diyalog azlığı ciddi anlamda okuma sürecimi olumsuz yönde etkiledi. Ancak hikaye çok ilgi çekici. Üstelik ben bu kitabın yıllar evvel filmini izlemiştim, sonradan fark ettim ve ismini buldum: Cobra Verde. Yeşil Kobra diye çevrilmiş dilimize. Film daha güzeldi bence. Eğer ilgilenirseniz filmini izleyin derim.

PUANIM: 5 üzerinden 2.5
Kitap Hakkında Bir Yorum: Bruce Chatwin, 1989 yılında 48 yaşında ölmeden önce, edebiyat dünyasının parlak isimleri arasında gösteriliyordu. Gençti, çok komikti (Salman Rushdie bile ona bayılıyordu), hem kadınları hem de erkekleri etkileyen bir çekiciliği vardı ve en önemlisi hiç tükenmeyen pırıltılı bir enerjiye sahipti. Ama bu parıltılı yıldız maalesef 48 yaşında (aslında AIDS'e yakalanmıştı ama bu yakın çevresi dışında bilinmiyordu) bu dünyadan ayrıldı. Chatwin, esasında çalışma hayatına Sotheby's müzayede evinde salon görevlisi olarak başlamıştı. Ama zekası ve iş bitiriciliği sayesinde sekiz yıl içinde, müzayede evinin en genç yöneticilerinden biri olmuştu bile. Ancak o huzursuz ruhlardan biriydi ve yolculuk etme tutkusunun peşinde işinden ayrıldı. 1972-1975 yılları arasında Sunday Times'ta çalıştıktan sonra, aslında herkesin hayal ettiği ama kimsenin cesaret edemediği bir şeyi son derece doğal bir şekilde, yalnızca "Altı aylığına Patagonya'ya gidiyorum," diyen bir telgrafla, gazetedeki işinden de ayrıldı. Öylesine, bir anda, pat diye! Bu yolculuk, ona Hawthornden Ödülü ve E.M. Foster Ödülü'nü kazandıran ve yazarlık kariyerini başlatan ilk kitabıIn Patagonia'ya esin kaynağı oldu. Gezi yazarı olarak tanınmaya başladı. Ouidah Naibi'ni (1980) yazmak için Batı Afrika'da Benin'de kaldı. Ouidah Naibi, Werner Herzog tarafından Cobra Verde (1987) adıyla filme alındı. Sonrasında birkaç kitap ve ödül daha ve ardından da beklenen son geldi. Chatwin, tüm yaşamında olduğu gibi yine öyle pat diye, aniden bu dünyadan ayrılıp gitti. 
GERÇEK YAŞAM ÖYKÜSÜ Ouidah Naibi ise aynı yazarı gibi sıra dışı bir kahramanın gerçek yaşam öyküsünü anlatıyor. Bir köle taciri olan Brezilyalı Felix de Sousa'nın, Brezilya'da başlayıp Afrika'da sona eren, büyük çıkışlar ve inişlerden oluşan destansı yaşam öyküsünü... Roman, Afrika'nın batı sahillerinde, köle sahili olarak bilinen yerde yani bugünkü Benin'de, Ouidah'da, kahramanımız Manoel da Silva'nın ailesinin her yıl tekrarladıkları, onun ölüm yıldönümünde düzenlenen anma törenleri sırasında, büyük bir renk, koku ve ses patlaması eşliğinde başlıyor. da Silva öleli 117 yıl olmuştur ama geniş ailesi onu hâlâ ilk günkü bağlılıklarıyla anmakta, bu şanlı (!) atalarını büyük bir gururla yad etmektedirler. Geniş ailesi demişken... Aile gerçekten geniştir çünkü da Silva, yerli bir kızla evlenmesinin ardından durmamış, kendine çok geniş bir harem kurmuş ve 1857 yılında öldüğünde geride 63 oğul ve sayısını kimsenin bilmediği kadar kız çocuğu bırakmıştır. Açık kahve tonlarındaki ilk neslin ten rengi giderek kararsa da, bu Afrikalı torunlar, beyaz köle tüccarı büyükbabalarıyla ironik bir şekilde gurur duymaktadır. Ancak o yıl, her zamanki olağan törenlerin gidişatı dışında bir şey olur. da Silva'nın son yıllarında doğan ve artık 100 küsur yaşına gelmiş, beyaz tenli öz kızı ölüm döşeğinde son nefesini vermeye hazırlanmaktadır. Beyaz neslin son ferdi, yatağında geçmişi anımsar. Çok güzel bir genç kızken orayı ziyarete gelen bir İngiliz subayıyla kısa süreli bir romans yaşamış ancak adam ona döneceğini söylemesine rağmen asla dönmemiştir. Genç kadın umutla bekledikten sonra adamın evlendiğini öğrenmiştir. Bu satırlar bize ister istemez John Fowles'ın unutulmaz Fransız Teğmenin Kadını'nı anımsatır elbette. Ancak oradaki kahramanın aksine, bu kez genç kadın bekaretini korumayı başarmıştır. Bu yine de yaşama isteğini kaybetmesini engellemez. Son bir ümit küçük kimsesiz yeğenine annelik etmeye sarılsa da çocuğun koleradan ölmesiyle bir daha düzelmemek üzere ışıltısını ve büyük oranda da akıl sağlığını yitirir. Genç kadının öyküsünü asıl kahramanımız olan da Silva'nın görkemli yaşam öyküsü izler. Genç ve yoksul Brezilyalı Manoel da Silva, 1800'lerin başında Afrika'nın 'köle sahilindeki' Dahomey adlı krallığa gitmek üzere denize açılır. Köle ticaretinden servet kazanmayı kafasına koymuştur. Azminden ve iradesinden başka hiçbir silahı olmayan genç adam, Dahomey'de zengin, güçlü ve önemli bir kişi haline gelmeyi başarır. Ruh hali cıva gibi değişken deli Kral'a kendini sevdirerek köle ticareti tekelini ele geçirir. Sayısız kadınla birlikte olup yüzlerce yıl yaşayacak melez bir hanedan kurar. Ancak kaderini teslim ettiği uğursuz mesleğin, hayallerindeki gibi zengin, saygın ve muzaffer biri olarak Brezilya'ya dönmesinin önündeki en büyük engel olduğunu bilemez. da Silva yaşlılık yıllarında yükselmesinden daha hızlı bir düşüş yaşar. 
PARLAK BİR AFRİKA TABLOSU Chatwin, bu görkemli romanında bir köle tüccarının yaşamının paralelinde esas olarak yozlaşmış insanoğlunun zalimlikler ve felaketlerle dolu yaşamlarını anlatıyor. Geri planda ise ülkede yükselen Marksist devrimci harekete de yer vermeyi ihmal etmiyor. Köle tüccarı da Silva'nın gururlu Afrikalı torunlarının katıldığı anma törenine devrim sloganları karışıyor. Çelişkiler ve akla gelebilecek her türlü ironik tuhaflık iç içe geçiyor. Yazar bir yandan da, anlatımı zaman zaman Conrad'ı anımsatsa da, okuyucusuna renkler, sesler ve kokular oluşan parlak bir Afrika tablosu sunuyor. Ancak Chatwin'in asıl başarısı kuşkusuz şiirsel dili, capcanlı anlatımı... Öyle ki olaylardan çok zengin tasvirlerle kuruyor öyküsünü. Tuhaf ve vahşi olduğu kadar son derece çekici bir dünyayı da görsel yönü kuvvetli bir dille anlatıyor. Bir yandan kahramanlarının psikolojik dünyalarına girmeyi de ihmal etmiyor. Ve en ilginci de tüm bunları yalnızca 132 sayfada anlatıp bitirmeyi başarıyor. Sizse sanki 400-500 sayfalık bir roman devirdiğiniz duygusuyla kalakalıyorsunuz.